Unique" />
Sosyal medyada kullanılan filtrelerin pürüzsüzleştirdiği,
gözenekleri yok ettiği ve cilde o "cam gibi" parlaklığı verdiği
görüntüleri hepimiz biliyoruz. Peki, sabah uyandığınızda filtreye ihtiyaç
duymadan, aynada o pürüzsüz ve sıkı cildi görebilmek mümkün mü? Cilt bakım
teknolojileri artık sadece yüzeydeki sorunları örtmekle kalmıyor, cildin
kendini içeriden onarmasını sağlayarak biyolojik saati geri sarıyor. İşte bu
teknolojilerin zirvesinde, halk arasında "Altın İğne" olarak bilinen,
tıbbi adıyla "Fraksiyonel Radyofrekans" tedavisi yer alıyor.
Geleneksel lazerlerin aksine, cildin yüzeyini soymadan derin
tabakalarda devrim yaratan bu uygulama; genişlemiş gözeneklerden inatçı sivilce
izlerine, elastikiyet kaybından ince kırışıklıklara kadar pek çok soruna tek
bir cihazla meydan okuyor. Medikal estetik dünyasında "ameliyatsız cilt
germe" olarak da anılan Altın İğne, cildin altını yeniden inşa ederken
yüzeyde hasar bırakmamasıyla modern şehir insanının favorisi haline gelmiş
durumda.
Bu tedaviye neden "Altın İğne" denildiğini hiç
merak ettiniz mi? Bu isim sadece pazarlama amaçlı havalı bir tabir değil,
cihazın çalışma prensibinin temel taşıdır. Tedavide kullanılan başlığın ucunda,
kişiye özel olarak açılan steril ve çoklu mikro iğneler bulunur. Bu iğneler
gerçekten de altın kaplamadır.
Altın, doğadaki en iyi iletkenlerden biridir ve vücutla
uyumu (biouyumluluğu) mükemmeldir. Cihaz cilde temas ettiğinde, bu mikro
iğneler cildin altına (dermis tabakasına) girer ve radyofrekans enerjisini
çevre dokuya yaymadan, doğrudan hedeflenen derinliğe iletir. Altın kaplama
sayesinde enerji kaybı yaşanmaz ve cildin en üst yüzeyi (epidermis) gereksiz
ısı hasarından korunur. Yani enerji, cildi yakmadan, doğrudan sorunun kaynağına
iner.
Altın İğne tedavisinin mantığı, vücudun kendi kendini
iyileştirme mekanizmasını "kandırmak" üzerine kuruludur. İşlem
sırasında cilde saniyenin onda biri kadar kısa bir sürede giren iğneler, cildin
altında binlerce mikroskobik kanal açar ve aynı anda 60 dereceye varan bir ısı
enerjisi verir.
Bu işlem cilde şu iki mesajı verir:
Sonuç? Cilt içeriden dışarıya doğru, kendi doğal
kaynaklarıyla yenilenir. Üstelik dışarıdan herhangi bir kimyasal madde enjekte
edilmeden.
Altın İğne'nin en dramatik sonuç verdiği alanların başında
gözenek sıkılaştırma gelir. Geniş gözenekler genellikle yağlı cilt yapısı ve
elastikiyet kaybı ile ilişkilidir. Cilt gevşedikçe gözeneklerin etrafındaki
destek dokusu çöker ve gözenekler daha geniş, daha belirgin hale gelir.
Radyofrekans enerjisi, gözeneklerin etrafındaki kolajen
halkasını daraltır. Aynı zamanda yağ bezlerinin (sebasöz bezler) aktivitesini
baskılayarak sebum (yağ) üretimini dengeler. Yağ üretimi azalan ve etrafı
sıkılaşan gözenekler küçülür. Birkaç seans sonunda cildin o pürüzlü,
"portakal kabuğu" dokusu yerini porselen gibi pürüzsüz ve mat bir
dokuya bırakır.
Ergenlik döneminden kalan çukurlaşmış sivilce izleri (akne
skarları), pek çok kişinin özgüvenini zedeleyen bir durumdur. Bu izler, cildin
altındaki fibrozis denilen sertleşmiş bağ dokusu tarafından aşağıya doğru
çekildiği için oluşur. Yüzeysel kremlerin veya peelinglerin bu derin izlere
ulaşması imkansızdır.
Altın İğne, tam olarak bu derinliğe inebilen nadir
teknolojilerdendir. İğneler, izi aşağı çeken o sertleşmiş bağ dokusunu fiziksel
olarak kırar. Radyofrekans ısısı ise çukurun altını yeni kolajenle doldurarak
cildin yüzeyle eşitlenmesini sağlar. Aktif akneleri olan hastalarda da
kullanılabilmesi büyük bir avantajdır; ısı enerjisi akneye neden olan
bakterileri öldürür ve sivilceleri kurutur.
Leke tedavisi dendiğinde akla ilk gelen yöntemler genellikle
thulium veya Q-switch lazerlerdir, ancak Altın İğne de leke mücadelesinde güçlü
bir yardımcıdır. Özellikle inatçı melasma (güneş ve doğum lekeleri)
tedavisinde, cildin bazal tabakasını onararak lekenin tekrar oluşmasını
engeller. Cilt bariyerini güçlendirdiği için cildin güneşe karşı direncini
artırır. Ayrıca işlem sonrası cilt tonunda gözle görülür bir parlaklık ve
aydınlanma (glow effect) sağlar.
İşlem Süreci: Acılı mı? Sosyal Hayat Etkilenir mi?
"İğne" kelimesi kulağa korkutucu gelebilir, ancak
işlem sanıldığı kadar acılı değildir.
Lazer tedavilerinin çoğu, cilt yüzeyini soyduğu için yaz
aylarında leke riski nedeniyle uygulanmaz. Ancak Altın İğne, enerjiyi derinin
altına verdiği ve yüzeyi koruduğu için dört mevsim güvenle uygulanabilen
ender teknolojilerdendir. Bronz tenlere bile (doktor kontrolünde ve doğru
ayarlarla) uygulanabilir. Elbette işlem sonrası yüksek faktörlü güneş koruyucu
kullanmak şarttır.
Boyun ve Dekolteyi Unutmayın
Yüzümüze ne kadar iyi baksak da, boyun ve dekolte bölgesi
yaşımızı ele veren ilk yerlerdir. Altın İğne, sadece yüzde değil; boyun
kırışıklıklarında, gıdı toparlamada, dekolte gençleştirmede ve hatta el sırtı
gençleştirmede de çok etkilidir. Ayrıca vücuttaki çatlak (stria) tedavisinde de
yüksek başarı oranlarına sahiptir.
Kaç Seans Gerekir?
Cildin biyolojik onarım süreci zaman alır. Tek bir seans
bile ciltte parlaklık ve ferahlık sağlasa da, kalıcı ve derinlemesine bir
tedavi için genellikle 3 ila 4 seans önerilir. Seans aralıkları cildin
iyileşme hızına göre 3-4 hafta olarak belirlenir. Etki kalıcılığı ise kişinin
yaşam tarzına ve yaşına bağlı olarak 1-1.5 yıl kadar devam eder. Yılda bir kez
yapılacak hatırlatma dozu, sonucun ömür boyu korunmasını sağlar.
Zamanın cildinizde bıraktığı izleri silmek, daha sıkı,
gözeneksiz ve canlı bir cilde kavuşmak için cerrahi müdahalelere mecbur
değilsiniz. Altın İğne teknolojisi, cildinizin kendi gücünü kullanarak sizi en
iyi versiyonunuza dönüştürmeyi vaat ediyor.
Cildinizin ihtiyacı olan seans sayısını belirlemek ve
teknolojik gençleşme ile tanışmak için kliniğimizden ücretsiz cilt analizi
randevusu alabilirsiniz.
Sihirli Dokunuşlar İçin...