Unique" />
Hiçbir sebep yokken aniden yüzünüzün ateş bastığını,
yanaklarınızın kıpkırmızı olduğunu ve bu kırmızılığın saatlerce geçmediğini
hissediyor musunuz? Çevrenizdekiler sık sık size "Neden yüzün kızardı,
utandın mı?" veya "Güneşte mi yandın?" diye soruyor mu? Eğer
cevabınız evet ise, yaşadığınız durum basit bir cilt hassasiyeti değil,
dermatolojide "Rozasea" veya halk arasındaki o şiirsel adıyla
"Gül Hastalığı" olabilir.
Genellikle açık tenli, renkli gözlü kişilerde daha sık
görülen ve "Kelt Laneti" olarak da bilinen bu hastalık, aslında
kronik ve iltihabi bir cilt rahatsızlığıdır. Sadece estetik bir kaygı
yaratmakla kalmaz, yanma, batma ve karıncalanma hissiyle kişinin yaşam
kalitesini de ciddi şekilde düşürebilir. Neyse ki, "kırmızı bir yüzle
yaşamak" kaderiniz değil. Doğru tanıyla, tetikleyicilerden uzak durarak ve
modern lazer teknolojilerini kullanarak bu hastalığı kontrol altına almak ve
cildinizi sakinleştirmek mümkün.
Rozasea, yüzdeki (özellikle burun, yanaklar, alın ve çene)
kılcal damarların aşırı reaktif olması ve genişlemesi durumudur. Normal bir
ciltte damarlar, sıcak veya heyecan gibi durumlarda genişler ve sonra eski
haline döner. Ancak rozasealı bir ciltte damarlar genişler ama eski haline
dönmekte zorlanır, zamanla da kalıcı olarak geniş kalır. Bu da cildin sürekli
kırmızı görünmesine neden olur.
Hastalık genellikle 30 yaşından sonra başlar ve dönem dönem
alevlenmelerle (ataklarla) seyreder. Rozasea sadece kızarıklık değildir;
hastalığın evrelerine göre farklı belirtiler gösterebilir:
Bilim dünyası rozaseanın kesin nedenini hala tam olarak
çözebilmiş değil ancak genetik yatkınlık ve bağışıklık sisteminin aşırı tepkisi
başrolde. Son yıllarda yapılan araştırmalar, cildimizde yaşayan mikroskobik bir
parazit olan "Demodex" akarlarının, rozasealı hastaların
cildinde normalden çok daha fazla sayıda bulunduğunu gösteriyor. Bu akarların
yoğunluğu, ciltte bir inflamasyon (yangı) reaksiyonunu tetikliyor.
Rozasea tedavisinin %50'si doktorsa, %50'si hastanın
kendisidir. Çünkü bu hastalık, tetikleyicileri çok sever. Hangi faktörlerin
yüzünüzü "alevlendirdiğini" bilmek, atakları önlemenin ilk kuralıdır.
Her hastanın tetikleyicisi farklı olsa da en yaygın suçlular şunlardır:
Gül hastalığına sahipseniz, cilt bakımı mottonuz şu
olmalıdır: "Az, Çoktur" (Less is more). Karmaşık rutinler,
asitli ürünler veya sert uygulamalar cildinizi daha da küstürür.
Dermatoloğunuz, hastalığın şiddetine göre size reçeteli
tedaviler düzenleyecektir.
Kremler ve haplar sivilceleri kurutabilir ancak genişlemiş
kılcal damarları yok edemez. Yüzdeki o kalıcı kırmızılığı silmenin tek
yolu, damar lazerleridir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte rozasea hastaları
için umut verici sonuçlar alıyoruz.
Lazer tedavileri kış aylarında, cilt bronz değilken
yapılmalıdır. İşlem sonrası birkaç gün süren hafif bir pembelik dışında sosyal
hayatı etkilemez. Hastalar genellikle ilk seanstan itibaren o "yanma"
hissinin azaldığını ve cilt tonunun eşitlendiğini fark ederler.
Vücudunuzu içeriden sakinleştirmek, cildinizi de
sakinleştirir. "Anti-inflamatuar" beslenme tarzı rozasea hastaları
için idealdir.
Rozasea, tedavi edilmediğinde ilerleyen bir hastalıktır.
Başlangıçta sadece gelip geçici kızarıklıklar varken, zamanla kalıcı damar
genişlemelerine ve burun deformasyonlarına (rinofima) dönüşebilir. Bu yüzden
"cildim hassas" diyerek geçiştirmemeli, mutlaka bir dermatoloji
uzmanına başvurmalısınız.
Kırmızı bir yüz, utangaçlığınızın veya öfkenizin bir
yansıması değil; sadece tıbbi bir durumdur ve yönetilebilir. Doğru bakım
rutini, yaşam tarzı değişiklikleri ve profesyonel lazer tedavileri ile
cildinizin ateşini söndürmek ve o doğal, sağlıklı beyazlığına kavuşturmak bizim
elimizde.
Kızarıklık ataklarınızı kontrol altına almak, damar
analizi yaptırmak ve BBL lazer tedavisiyle tanışmak için kliniğimizden randevu
alabilirsiniz.
Sihirli Dokunuşlar İçin...