Unique" />
Sıcaklıklar düşmeye başladığında, gardırobumuzda kazaklara
ve montlara yer açarken genellikle cildimizin de yeni bir "kalkan"a
ihtiyaç duyduğunu unuturuz. Kış mevsimi, sıcak şömineler, karlı manzaralar ve
sıcak içeceklerle keyifli gözükse de cildimiz için yılın en zorlu sınavıdır.
Soğuk hava, sert rüzgarlar ve iç mekanlardaki ısıtma sistemlerinin yarattığı
kuru hava birleştiğinde, cildin doğal nem bariyeri ciddi hasar görür.
Dermatoloji kliniklerinde kış aylarında en sık duyduğumuz
şikayet bellidir: "Cildim pul pul dökülüyor, geriliyor ve durmadan
kaşınıyor." Tıbbi literatürde "kserozis" olarak adlandırılan
cilt kuruluğu, kışın sadece kozmetik bir sorun olmaktan çıkarak, yaşam
kalitesini düşüren bir sağlık sorununa dönüşebilir. Özellikle atopik dermatiti
(egzama) olan bireyler için kış, alevlenmelerin en sık yaşandığı dönemdir.
Ancak endişelenmeyin; günlük alışkanlıklarınızda yapacağınız stratejik değişikliklerle
kışın da bebeksi bir cilde sahip olmanız mümkün.
Çözümlere geçmeden önce sorunun kaynağına inmek gerekir.
Cildimizin en üst tabakası olan stratum korneum, tıpkı bir evin çatısındaki
kiremitler gibi dizilmiş hücrelerden ve bu hücreleri bir arada tutan
"harç" görevi gören doğal yağlardan (lipidler) oluşur. Bu bariyer,
cildin nemini içeride tutar ve dışarıdan gelen zararlı maddeleri engeller.
Kışın havadaki nem oranı (rutubet) ciddi şekilde düşer. Buna
kalorifer ve klima gibi ısıtma sistemlerinin iç mekandaki nemi kurutması da
eklenince, ortamdaki kuru hava cildinizdeki suyu adeta bir mıknatıs gibi çeker.
Bu duruma "Transepidermal Su Kaybı" (TEWL) diyoruz. Nemini kaybeden
cilt bariyeri zayıflar, hücreler arasındaki bağlar kopar ve çatlaklar oluşur.
Bu çatlaklar hem kaşıntıya hem de egzama alevlenmelerine davetiye çıkarır.
İşte cildinizin kış savunmasını güçlendirecek ve egzamayı
kontrol altına alacak 7 dermatolojik strateji:
Soğuk bir kış gününde eve geldiğinizde, buharı tüten kaynar
bir duşun altına girmek inanılmaz cazip gelebilir. Ancak bu, kışın cildinize
yapabileceğiniz en büyük kötülüklerden biridir. Sıcak su, cildin koruyucu yağ
tabakasını eritip yok eder. Yağsız kalan cilt, banyodan çıktıktan sonra hızla
kurur ve gerilir.
Nemlendirici kullanmak kadar, onu "ne zaman"
kullandığınız da önemlidir. Banyo sonrası cildinizdeki gözenekler açıktır ve
cilt suya doymuş haldedir. Bu suyu cilde hapsetmek için en kritik an, banyodan
sonraki ilk 3 dakikadır.
Kurulanırken havluyu cildinize sertçe sürtmek yerine, tampon
hareketlerle (pıt pıt yaparak) hafifçe suyunu alın. Cildiniz hala hafif
nemliyken hemen nemlendiricinizi sürün. Bu yöntem, nemlendiricinin etkisini iki
katına çıkarır ve transepidermal su kaybını durdurur. Eğer cildiniz tamamen
kuruduktan sonra krem sürerseniz, sadece yüzeyi yağlamış olursunuz; nemi
hapsetmiş olmazsınız.
Yazın kullandığınız su bazlı, ince yapılı losyonlar kışın
"çölleşen" cildiniz için yetersiz kalacaktır. Kışın kural basittir:
Ürün ne kadar yağlıysa, koruma o kadar güçlüdür.
Cildinize dışarıdan ne sürerseniz sürün, eğer uyuduğunuz
veya çalıştığınız odanın havası çöl kadar kuruysa, cildiniz kurumaya devam
edecektir. Kaloriferler havadaki nemi %10'lara kadar düşürebilir (ideal oran
%40-50 arasıdır).
Yatak odanızda veya ofisinizde bir hava nemlendirici cihaz
(buhar makinesi) kullanmak, cildinizin gece boyunca nem kaybetmesini önler.
Eğer cihazınız yoksa, kalorifer peteklerinin üzerine su dolu kaplar veya ıslak
havlular koymak da basit ama etkili bir geleneksel yöntemdir.
Kışın vazgeçilmezi olan yünlü kazaklar, egzama eğilimi olan
veya kuru cilde sahip kişiler için bir kabusa dönüşebilir. Yün lifleri kalındır
ve cilde her sürtündüğünde mekanik bir tahriş (irritasyon) yaratır. Bu da
kaşıntı krizlerini başlatabilir.
Kışın giyinirken "Katmanlama Yöntemi"ni uygulayın.
Cildinize doğrudan temas eden en alt katmana mutlaka %100 pamuklu, ipek veya
bambu gibi nefes alan, yumuşak dokulu giysiler giyin. Yünlü veya sentetik
(polyester) kalın kazakları bu pamuklu tabakanın üzerine giyin. Böylece hem
sıcak kalırsınız hem de cildinizi tahrişten korursunuz. Ayrıca yeni aldığınız
kıyafetleri giymeden önce mutlaka yıkayarak üzerlerindeki kimyasal
kalıntılardan arındırmayı unutmayın.
Kış aylarında soğuğa en çok maruz kalan bölgemiz
ellerimizdir. Soğuk hava, rüzgar ve pandemiden kalma sık el yıkama/dezenfektan
alışkanlığı birleşince "el egzaması" kaçınılmaz olur. Ellerin
üzerindeki deri incedir ve yağ bezleri azdır, bu yüzden çok çabuk çatlarlar.
Kışın terlemediğimiz için susama hissimiz azalır, ancak
vücudun suya olan ihtiyacı değişmez. Cildin nemli kalması için sistemik
hidrasyon şarttır. Günde en az 2 litre su içmeyi hedefleyin.
Beslenme rutininize "sağlıklı yağları" eklemek de
cilt bariyerini içeriden destekler. Omega-3 yağ asitleri açısından zengin olan
somon, ceviz, keten tohumu ve avokado tüketmek, cildin lipid bariyerini
güçlendirir ve inflamasyonu (yangıyı) azaltmaya yardımcı olur.
Yukarıdaki tüm önlemleri almanıza rağmen;
Dermatologlar olarak bu durumlarda kısa süreli kortizonlu
kremler, kalsinörin inhibitörleri veya kaşıntı giderici antihistaminik ilaçlar
reçete ederek bariyeri hızla onarırız. Unutmayın, tedavi edilmeyen egzama
kronikleşebilir ve deri enfeksiyonlarına açık hale gelebilir.
Kış mevsimi cildiniz için zorlu geçmek zorunda değil. Doğru
ürünler ve bilinçli bir bakımla, soğuk havanın yıpratıcı etkilerine karşı güçlü
bir bariyer oluşturabilirsiniz. Cildinizi dinleyin, ona nazik davranın ve bu
süreçte profesyonel destek almaktan çekinmeyin.
Sihirli Dokunuşlar İçin...